Deneme Bonusu Veren Siteler deneme bonusu veren siteler 2024 bonus veren siteler Yeni Bonus Veren Siteler

Suat ÖZARAS
Köşe Yazarı
Suat ÖZARAS
 

NOSTALJİ 24 TARIM VE HAYVANCILIK

Eskiden ilçe merkezinde ve tarla kenarlarında ahırlar vardı. İlçe merkezindeki ahırdaki hayvanlar, bahardan güz mevsimine kadar meralarda (düz'lerde) otlatılırdı. Bu hayvanlar sabahın erken saatlerinde polis karakolunun güney tarafında, kalenin eteğinde toplanırdı. Toplanan iki bin civarındaki hayvan, istasyon rampasınından doğu yönüne doğru gidip, ofis lojmanlarını geçerek Doğu Kışla hizasında, Rus'lardan kalma istasyon binasından güneye doğru yönelip tel örgüyle çevrili bostanları da (1) geçip otlama bölgesine giderlerdi. Bu hayvanları önce Cuma emi (2), sonra da Nahırcı Selo emi otlatırdı. Akşama yaklaşık bir saat kala dönen hayvanlar, konvoydan koparak ahırlarına giderlerdi (3). Küçükbaş hayvanlar ise polis karakolunun güney bahçe duvarının karşı tarafında toplanırdı (4). İlçenin batı tarafında kalan bölgenin hayvanları ise ''hodaklar'' tarafından tayaların batı tarafında otlatılırdı (5). Ahıra gelen hayvanlara, bayat ekmek, pancar piri ve küçük patates verilirdi (6). Bazı zenginlerin hayvanları ise Kargapazarı Dağı'nda eyleşirdi. Bu hayvanlar sezon sonunda Erzurum'daki resmi veya özel kombinalara kesime götürülürdü (7). Kış mevsiminde hayvanlara; samana (8) karıştırılmış küspe, arpa kırması, kepek(9), haftada bir kere de kuru ot veya yonca verilirdi (10). Yeni doğmuş buzağılar, adına müsürlük denilen yere konulurdu. Ahır, adına sakoyul denilen dere kenarlarında kendiliğinden yetişen (sorkun) 1 m. uzunluğundaki kavak fidanlarından yapılan süpürge ile süpürülürdü. Ahır süpürüldükten sonra, hayvanların altına bir avuç ''fışgi'' (Toz haline gelmiş tezek.) serpilirdi (11).  Bu fidanlarla evlerde kullanılan sele ve saman taşınan sepet (çarpan) yapılırdı (12). Hayvanlar, dikdörtgenler prizması şeklinde içi oyularak yapılmış taş kurundan su içerlerdi. Bazen de İssi Pungar'a götürülürdü. Sıcak ahırdan çıkan hayvanlar kendilerini karların içine atıp yuvarlanırlardı. Su içen hayvanlara melodili ıslık çalmak adettendi. Kaşınan hayvanlar ahıra girerken, boyun ve yan taraflarını direğe sürterek masaj yaparlardı. Özellikle karın bölgesine yapışmış parazitlerden temizlenmesi için her ay kaşağı yapılırdı. Samana katılan toz kireç ise hayvanın içindeki parazitleri temizlerdi. Gece vakti, tenekeden yapılmış koni şeklindeki gaz yağı ile çalışan fitilli lamba ile aydınlatma yapılırdı. Hayvanların üstünde tahtadan yapılmış ve adına seki denilen yerde ise geceleri çay içilip sohbet edilirdi. DİPNOTLAR 1-Doğu Kışla'nın hizasında demiryolunu geçtikten sonra yolun sağında ve solunda, etrafına dikenli tel çekilmiş bostanlar vardı. Kışla, ofis lojmanları ve çadırlarda kalan Erzurum'lular buradan sebze alırlardı. Bu bostanlarda salatalık, mısır, yeşil fasulye, kabak, kelle ayçekirdeği, maydanoz, tere, yeşil soğan, havuç gibi ürünler yetiştirilirdi. İmam Hatip Lisesi'nin alt tarafında, Taşbaşı mevkiinde de bostanlar vardı. Burada yetişen mısırlar çok büyüktü. Rahmetli XX buradan alıp haşladığı büyükçe mısırları yarım saat içerisinde satardı. Köylerden gelen salatalık ve yeşil fasulye hal'de toptan satılırdı. Hal'in dikdörtgen şeklindeki orta kısmında dükkânlar yoktu. Sadece belediyeye ait küçük bir büro vardı. Burada tartılan ürünlerin kantar ücretini satıcı öderdi. Özellikle salatalar, dükkânların önünde; ''Çamuru karnında, çiçeği burnunda, taze bostaaan'' reklamasyon anonsu yapılarak satılırdı. Bazı müşteriler bir veya iki tane aldıkları salatayı bıçakla soyup tuzlayarak yerdi. Kabuklar, yandaki ince gürgenden yapılmış üzüm kasasına atılırdı. 2- Beyazlaşmış kısa sakalı olan Cuma emi çarık giyerdi. Cuma emiden sonra bu işi  ''Nahırcı Selo'' emi yapmaya başladı. 3- İkindiden sonra gelen hayvanlar ahırda sağılırdı. Yeni doğum yapmış hayvan sağım esnasında süt akışını kesince, danası getirilip emzirilirdi. Bu hal 2-3 kere tekrarlanırdı. Doğum yapan ineğin ''ağuz'' denilen ilk sütü, yoğurt kıvamında olup çok lezzetliydi. Sağılan sütler imece usulü ile her gün bir evde toplanırdı. Gelen sütler bir kaba boşaltılıp çubukla yüksekliği bulunup bu noktaya bıçakla çentik atılırdı. Bu sütlerden, önce tereyağı kalan yağsız süt ile civil peynir ve lor yapılırdı. Güze doğru peynir ve lor karışımı büyük küplere boşluk kalmayacak şekilde bastırılarak doldurulurdu. Üstü kapatılıp ters çevrilerek serin bir yerde muhafaza edilirdi. Yaklaşık bir ay sonra küpten çıkarılan peynirler yeşilimsi renk alırdı. Küflenmiş bu peynir, doğal bir antibiyotiktir. Köylerde ise koyun derisinin dikilmesiyle oluşan çuvala peynir basılırdı. Her bakkalın önünde bu peynirlerden 5-6 tane bulunurdu. Bazı dükkânların önünde Rus malı tırpan ve köyden satılmak için getirilmiş; tavuk, horoz, ördek, kaz bulunurdu. Tavuk ve horozlar kış mevsiminde ahıra konulurdu. Bu hayvanların geceleri uyuması için ''tar'' yapılırdı. Güvercinler, ahırların vazgeçilmez aksesuarıydı.   4-Boyu 4-5 m. olan ve yerden yüksekliği yarım metre civarında olan tahtadan yapılmış dikdörtgenler prizması şeklindeki kurunlarda, samana katılan arpa kırması veya kepek bazen de ot yedirilirdi. Ahırın zeminini kaplayan hayvan gübresi (kerme) yaklaşık 20 cm. yükseldiğinde kare biçiminde kesilip dışarıda kuruması için bekletilirdi. Sobada yakılan kermenin sıcaklığı tezeğe göre daha fazlaydı. Tandırda ve lavaş fırınlarında tezek kullanılırdı. Ahırı olmayanlar ise araziden topladıkları yaban tezeği ile ay çekirdeğinin kelle ve saplarını toplardılar. Daha sonra fırınlarda tezek kullanılması yasaklandı. Tezeğin külü ise lahana tarlasında, gübre olarak kullanılırdı. 5-Bazı mal sahipleri de hayvanlarını otlatmak için sezonluk bakıcı (hodağ) tutarlardı. Hodağların bezden ve yanlamasına boyunlarından astığı torbalarında kurumuş tandır ekmeği, küflü peynir ve çay-şeker bulunurdu. Akşama doğru gelen hodağlar, yanlarında sazlıktan kestikleri mum ve ''yemlik'' getirirlerdi. 6-Milli bayramlarda, resmi geçit esnasında boyu küçük olanlar arkada oldukları için, halk bunlara; ''kartol ufaği'' derdi. 7-Erzurum'da bulunan resmi ve özel kombinalardan (Oral et, Ettat-Göncüoğlu) İran'a koyun eti ihracatı yapılırdı. Beyaz renkli tırda, küçük italik harflerle Ettat-Göncüoğlu yazısı vardı. Bu etler Kayseri'de Meybuz tesislerinde -32 derecede şoklandıktan sonra giderdi. Tırın ön tarafında termo-king yazan soğutucu vardı. 8-Biçilen arpa veya buğdaylar düz bir zemine serilerek at veya öküzün çektiği alt tarafına keskin taşlar yerleştirilmiş karasaban ile parçalanıp saman haline getirilirdi. Daha sonra ALTINOVA markalı ''döğer'' ile saman haline getirilip ''tığ'' makinesi ile saman, buğday veya arpadan ayrılırdı. Döğer, traktör ile tığ makinesi ise kol hareketi ile çalışıyordu. Ilıca'da yapılan tığ makineleri daha sonra motorlu hale getirildi. Şimdilerde ise Urfa, Yozgat ve Diyarbakır'dan gelen biçerdöver ile hasat yapılıyor. Arpa, buğday, ot ve yonca önceleri Rus malı tırpanla, traktörün (En çok kullanılan Perkins marka motorlu Massey Ferguson 135-165 ile mavi renkli Ford 4000-5000..) arkasına bağlanan biçme aparatıyla veya üç tane küçük tekerleği olan İtalyan Figaro ile biçiliyordu. Rivayet olunur ki, Teyo Pehlivan çok hızlı tırpan kullanırmış. Yemek molasında, Pehlivan'ın sofrası ayrı kurulurmuş ve bir tepsi su böreğini tek başına yermiş. Yine rivayet olunur ki, tırpan yarası iyileşmezmiş. Yara, tırpanın geniş tarafında biriken bulamaç haline gelmiş otlar sürüldüğünde iyileşirmiş. 9-Ilıca Şeker Fabrikasına pancar götüren tren, gelirken de küspe getirirdi. Pancar getiren çiftçiye, ücretsiz olarak küspe verilirdi. Köylere ise kamyonla gönderilirdi. Sonradan kraft kâğıttan yapılı çuvallar içerisinde kuru küspe de gelmeye başladı. 10-Biçilen ot veya yoncalar kuruduktan sonra, orakla toparlanıp ''kem'' ile bağlanırdı. 11-Ahırdan çıkarılan gübre, yaklaşık 20 cm. yüksekliğinde düz zemine serilir. Adına ''basmalık'' denilen yer, genellikle çocukların oyun sahası olur. Mahallemizde Yaşar Karagülle'ye ait basmalıkta bütün çocuklar top oynardı. Basmalık ağustos ayında bel küreğiyle yağmur olmayan günde kare şeklinde kesilip kurutulur. Basmalık kesildikten sonra şiddetli yağmur yağarsa; -Yağmur yağdi, tezekler oldi fışgi, Oynamiya kimin gelır eşgi (aşkı)..söylenildiği rivayet olunur. 12-Mereğe samanı taşımak için at arabası veya römork, dört tarafına sabitlenen 5x10 ebadında iki metre yüksekliğindeki kalaslara sabitlenen çuvallarla çeten haline getirilirdi. Bacasında açıklık bırakılan mereğe saman atılırken arada bir çiğnenirdi (diplemek). Sıvanacak duvarların çamuruna saman katılırdı. Köylerden ilçe merkezine satılmak için getirilen yumurtalar, kırılmaması için samanlı sepetin içine konulurdu. ********** TÜRKÜ DEMETİ **Değme felek değme (Nazlı Öksüz) **Dağlar duman böyle (Sabahat Akkiraz) **Evlerinin önü bulgur sokusu (Gülşen Kutlu) **Kara köprü narlıktır. (Münevver Özdemir) **Garip bir kuştu gönlüm. (Münevver Özdemir)
Ekleme Tarihi: 26 Ekim 2026 -Pazartesi
Suat ÖZARAS

NOSTALJİ 24 TARIM VE HAYVANCILIK

Eskiden ilçe merkezinde ve tarla kenarlarında ahırlar vardı. İlçe merkezindeki ahırdaki hayvanlar, bahardan güz mevsimine kadar meralarda (düz'lerde) otlatılırdı. Bu hayvanlar sabahın erken saatlerinde polis karakolunun güney tarafında, kalenin eteğinde toplanırdı. Toplanan iki bin civarındaki hayvan, istasyon rampasınından doğu yönüne doğru gidip, ofis lojmanlarını geçerek Doğu Kışla hizasında, Rus'lardan kalma istasyon binasından güneye doğru yönelip tel örgüyle çevrili bostanları da (1) geçip otlama bölgesine giderlerdi. Bu hayvanları önce Cuma emi (2), sonra da Nahırcı Selo emi otlatırdı. Akşama yaklaşık bir saat kala dönen hayvanlar, konvoydan koparak ahırlarına giderlerdi (3). Küçükbaş hayvanlar ise polis karakolunun güney bahçe duvarının karşı tarafında toplanırdı (4).

İlçenin batı tarafında kalan bölgenin hayvanları ise ''hodaklar'' tarafından tayaların batı tarafında otlatılırdı (5). Ahıra gelen hayvanlara, bayat ekmek, pancar piri ve küçük patates verilirdi (6). Bazı zenginlerin hayvanları ise Kargapazarı Dağı'nda eyleşirdi. Bu hayvanlar sezon sonunda Erzurum'daki resmi veya özel kombinalara kesime götürülürdü (7).
Kış mevsiminde hayvanlara; samana (8) karıştırılmış küspe, arpa kırması, kepek(9), haftada bir kere de kuru ot veya yonca verilirdi (10). Yeni doğmuş buzağılar, adına müsürlük denilen yere konulurdu. Ahır, adına sakoyul denilen dere kenarlarında kendiliğinden yetişen (sorkun) 1 m. uzunluğundaki kavak fidanlarından yapılan süpürge ile süpürülürdü. Ahır süpürüldükten sonra, hayvanların altına bir avuç ''fışgi'' (Toz haline gelmiş tezek.) serpilirdi (11). 

Bu fidanlarla evlerde kullanılan sele ve saman taşınan sepet (çarpan) yapılırdı (12). Hayvanlar, dikdörtgenler prizması şeklinde içi oyularak yapılmış taş kurundan su içerlerdi. Bazen de İssi Pungar'a götürülürdü. Sıcak ahırdan çıkan hayvanlar kendilerini karların içine atıp yuvarlanırlardı. Su içen hayvanlara melodili ıslık çalmak adettendi. Kaşınan hayvanlar ahıra girerken, boyun ve yan taraflarını direğe sürterek masaj yaparlardı. Özellikle karın bölgesine yapışmış parazitlerden temizlenmesi için her ay kaşağı yapılırdı. Samana katılan toz kireç ise hayvanın içindeki parazitleri temizlerdi.
Gece vakti, tenekeden yapılmış koni şeklindeki gaz yağı ile çalışan fitilli lamba ile aydınlatma yapılırdı. Hayvanların üstünde tahtadan yapılmış ve adına seki denilen yerde ise geceleri çay içilip sohbet edilirdi.

DİPNOTLAR

1-Doğu Kışla'nın hizasında demiryolunu geçtikten sonra yolun sağında ve solunda, etrafına dikenli tel çekilmiş bostanlar vardı. Kışla, ofis lojmanları ve çadırlarda kalan Erzurum'lular buradan sebze alırlardı. Bu bostanlarda salatalık, mısır, yeşil fasulye, kabak, kelle ayçekirdeği, maydanoz, tere, yeşil soğan, havuç gibi ürünler yetiştirilirdi. İmam Hatip Lisesi'nin alt tarafında, Taşbaşı mevkiinde de bostanlar vardı. Burada yetişen mısırlar çok büyüktü. Rahmetli XX buradan alıp haşladığı büyükçe mısırları yarım saat içerisinde satardı. Köylerden gelen salatalık ve yeşil fasulye hal'de toptan satılırdı. Hal'in dikdörtgen şeklindeki orta kısmında dükkânlar yoktu. Sadece belediyeye ait küçük bir büro vardı. Burada tartılan ürünlerin kantar ücretini satıcı öderdi. Özellikle salatalar, dükkânların önünde; ''Çamuru karnında, çiçeği burnunda, taze bostaaan'' reklamasyon anonsu yapılarak satılırdı. Bazı müşteriler bir veya iki tane aldıkları salatayı bıçakla soyup tuzlayarak yerdi. Kabuklar, yandaki ince gürgenden yapılmış üzüm kasasına atılırdı.

2- Beyazlaşmış kısa sakalı olan Cuma emi çarık giyerdi. Cuma emiden sonra bu işi  ''Nahırcı Selo'' emi yapmaya başladı.
3- İkindiden sonra gelen hayvanlar ahırda sağılırdı. Yeni doğum yapmış hayvan sağım esnasında süt akışını kesince, danası getirilip emzirilirdi. Bu hal 2-3 kere tekrarlanırdı. Doğum yapan ineğin ''ağuz'' denilen ilk sütü, yoğurt kıvamında olup çok lezzetliydi. Sağılan sütler imece usulü ile her gün bir evde toplanırdı. Gelen sütler bir kaba boşaltılıp çubukla yüksekliği bulunup bu noktaya bıçakla çentik atılırdı. Bu sütlerden, önce tereyağı kalan yağsız süt ile civil peynir ve lor yapılırdı. Güze doğru peynir ve lor karışımı büyük küplere boşluk kalmayacak şekilde bastırılarak doldurulurdu. Üstü kapatılıp ters çevrilerek serin bir yerde muhafaza edilirdi. Yaklaşık bir ay sonra küpten çıkarılan peynirler yeşilimsi renk alırdı. Küflenmiş bu peynir, doğal bir antibiyotiktir. Köylerde ise koyun derisinin dikilmesiyle oluşan çuvala peynir basılırdı. Her bakkalın önünde bu peynirlerden 5-6 tane bulunurdu. Bazı dükkânların önünde Rus malı tırpan ve köyden satılmak için getirilmiş; tavuk, horoz, ördek, kaz bulunurdu. Tavuk ve horozlar kış mevsiminde ahıra konulurdu. Bu hayvanların geceleri uyuması için ''tar'' yapılırdı. Güvercinler, ahırların vazgeçilmez aksesuarıydı.
 
4-Boyu 4-5 m. olan ve yerden yüksekliği yarım metre civarında olan tahtadan yapılmış dikdörtgenler prizması şeklindeki kurunlarda, samana katılan arpa kırması veya kepek bazen de ot yedirilirdi. Ahırın zeminini kaplayan hayvan gübresi (kerme) yaklaşık 20 cm. yükseldiğinde kare biçiminde kesilip dışarıda kuruması için bekletilirdi. Sobada yakılan kermenin sıcaklığı tezeğe göre daha fazlaydı. Tandırda ve lavaş fırınlarında tezek kullanılırdı. Ahırı olmayanlar ise araziden topladıkları yaban tezeği ile ay çekirdeğinin kelle ve saplarını toplardılar. Daha sonra fırınlarda tezek kullanılması yasaklandı. Tezeğin külü ise lahana tarlasında, gübre olarak kullanılırdı.

5-Bazı mal sahipleri de hayvanlarını otlatmak için sezonluk bakıcı (hodağ) tutarlardı. Hodağların bezden ve yanlamasına boyunlarından astığı torbalarında kurumuş tandır ekmeği, küflü peynir ve çay-şeker bulunurdu. Akşama doğru gelen hodağlar, yanlarında sazlıktan kestikleri mum ve ''yemlik'' getirirlerdi.

6-Milli bayramlarda, resmi geçit esnasında boyu küçük olanlar arkada oldukları için, halk bunlara; ''kartol ufaği'' derdi.
7-Erzurum'da bulunan resmi ve özel kombinalardan (Oral et, Ettat-Göncüoğlu) İran'a koyun eti ihracatı yapılırdı. Beyaz renkli tırda, küçük italik harflerle Ettat-Göncüoğlu yazısı vardı. Bu etler Kayseri'de Meybuz tesislerinde -32 derecede şoklandıktan sonra giderdi. Tırın ön tarafında termo-king yazan soğutucu vardı.

8-Biçilen arpa veya buğdaylar düz bir zemine serilerek at veya öküzün çektiği alt tarafına keskin taşlar yerleştirilmiş karasaban ile parçalanıp saman haline getirilirdi. Daha sonra ALTINOVA markalı ''döğer'' ile saman haline getirilip ''tığ'' makinesi ile saman, buğday veya arpadan ayrılırdı. Döğer, traktör ile tığ makinesi ise kol hareketi ile çalışıyordu. Ilıca'da yapılan tığ makineleri daha sonra motorlu hale getirildi. Şimdilerde ise Urfa, Yozgat ve Diyarbakır'dan gelen biçerdöver ile hasat yapılıyor. Arpa, buğday, ot ve yonca önceleri Rus malı tırpanla, traktörün (En çok kullanılan Perkins marka motorlu Massey Ferguson 135-165 ile mavi renkli Ford 4000-5000..) arkasına bağlanan biçme aparatıyla veya üç tane küçük tekerleği olan İtalyan Figaro ile biçiliyordu. Rivayet olunur ki, Teyo Pehlivan çok hızlı tırpan kullanırmış. Yemek molasında, Pehlivan'ın sofrası ayrı kurulurmuş ve bir tepsi su böreğini tek başına yermiş. Yine rivayet olunur ki, tırpan yarası iyileşmezmiş. Yara, tırpanın geniş tarafında biriken bulamaç haline gelmiş otlar sürüldüğünde iyileşirmiş.

9-Ilıca Şeker Fabrikasına pancar götüren tren, gelirken de küspe getirirdi. Pancar getiren çiftçiye, ücretsiz olarak küspe verilirdi. Köylere ise kamyonla gönderilirdi. Sonradan kraft kâğıttan yapılı çuvallar içerisinde kuru küspe de gelmeye başladı.
10-Biçilen ot veya yoncalar kuruduktan sonra, orakla toparlanıp ''kem'' ile bağlanırdı.

11-Ahırdan çıkarılan gübre, yaklaşık 20 cm. yüksekliğinde düz zemine serilir. Adına ''basmalık'' denilen yer, genellikle çocukların oyun sahası olur. Mahallemizde Yaşar Karagülle'ye ait basmalıkta bütün çocuklar top oynardı. Basmalık ağustos ayında bel küreğiyle yağmur olmayan günde kare şeklinde kesilip kurutulur. Basmalık kesildikten sonra şiddetli yağmur yağarsa;
-Yağmur yağdi, tezekler oldi fışgi,
Oynamiya kimin gelır eşgi (aşkı)..söylenildiği rivayet olunur.

12-Mereğe samanı taşımak için at arabası veya römork, dört tarafına sabitlenen 5x10 ebadında iki metre yüksekliğindeki kalaslara sabitlenen çuvallarla çeten haline getirilirdi. Bacasında açıklık bırakılan mereğe saman atılırken arada bir çiğnenirdi (diplemek). Sıvanacak duvarların çamuruna saman katılırdı. Köylerden ilçe merkezine satılmak için getirilen yumurtalar, kırılmaması için samanlı sepetin içine konulurdu.
**********

TÜRKÜ DEMETİ

**Değme felek değme (Nazlı Öksüz)
**Dağlar duman böyle (Sabahat Akkiraz)
**Evlerinin önü bulgur sokusu (Gülşen Kutlu)
**Kara köprü narlıktır. (Münevver Özdemir)
**Garip bir kuştu gönlüm. (Münevver Özdemir)

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve gazetepasinler.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.