Deneme Bonusu Veren Siteler deneme bonusu veren siteler 2024 bonus veren siteler Yeni Bonus Veren Siteler

Ahmet Berhan YILMAZ
Köşe Yazarı
Ahmet Berhan YILMAZ
 

MANEVİ KÖPRÜDEN SOSYAL UÇURUMA…

Şehri, insanları, sofraları, cami cemaatini, hayatın akışını olumlu yönde değiştirmesi gereken ramazan ayında akşam ezanı zenginin de, fakirin de evinden duyulur fakat birine zevk, haz ve yemekten, içmekten tatmin olmuş nefisler, diğerinin yüreğine acı ve midesine açlık dolu iki ayrı tecrübe bırakır. Zenginler, makam sahipleri, siyasetçiler için oruç geçici bir mahrumiyet deneyimidir. Gün boyu süren açlık, akşamında ziyafetle sonlanacağını bilmenin verdiği güvenle yaşanır ve Ali Şeriati’nin "Senin orucun, yemek vakitlerini değiştirmekten ibarettir" sözünü doğrularcasına çeşit çeşit yemeklerle, tatlılarla, içeceklerle taçlanan sofraların heyecanı, iftar sofrasındaki zevkin ve hazzın beklentisiyle oruçlar tutulur. Ramazan ayı ise amacından saparak gösterişli davetler, ilahiler, şarkılar, türküler eşliğinde israf içindeki zengin sofralarda, lüks mekânlarda bir araya gelinen sosyal etkinlik günleri haline gelmiştir. Bu durumda orucun özünde olması gereken tevazu ve açlık, yerini iftar sofrası için görkemli ziyafet hazırlıklarına bıraktığında, ibadet yerini sosyo-kültürel ritüele bırakır. Fakirler için ise iftar sofrası; hayatında sürekli yaşadığı açlığın ve yoksulluğun devamı olan hüzünlü bir sofrada, çocuklarına mahcup, yüzü yerde ana, baba ve belki sadece çorbayla geçirilen bir zaman dilimi, oruç ise sadece gündüz açlığı değil, yılın geri kalanındaki darlığın da adıdır. Fakir ve zengin sahur için aynı vakitte sofraya otururlar, ama sahur, zenginin evinde çeşit çeşit yiyeceklerle iftarda olduğu gibi nefsinin emrinde hazırlanmış bir sofrada geçirilen haz dolu bir zaman dilimi, fakirin evinde ise belki sadece bir bardak su ve kuru ekmek ile yarını düşünmenin ağır sessizliğidir. İşte bu sebeplerle ve bu şekliyle, söylendiği gibi, Ramazan asla zenginlerin fakirleri anlama ayı olamaz. Belli saat aralığında aç kalmakla ve iftarda yiyeceğini bildiği çeşit çeşit yemeklerin, çeşit çeşit tatlıların ve içeceklerin hazzıyla zevke dönüşen oruçlar ile zenginlerin fakirleri anlayabilmesi mümkün değildir. Aslında baktığınızda israf sofralarıyla, israf davetleriyle tok olanları daha tok, aç olanları ise daha aç hale getiren günümüz ramazanları sofrada, sokakta, okulda, hastanede somutlaşan sosyal adaletsizliği daha görünür kılar. İnsanları eşitler gibi görünen açlık ise eşitsizliği, adaletsizliği çok daha belirgin hâle getirir. Çünkü zengin için orucun getirdiği açlık geçici ve zevkli bir mahrumiyet, fakir için ise hayatın sürekli acı veren ve değişmez gerçeğidir. Çünkü parası olana açlık zevk verir, olmayana ise acı. Bu noktada İslam’ın paylaşım emri olan zekât, fitre, sadaka gibi toplumsal dengeyi kurma ve sosyal adaleti sağlama çağrısı devreye girer ama bilinmelidir ki zenginle fakir arasındaki uçurum fakirin onurunun korunduğu, gösterişe, reklama, çıkarcılığa, tarafgirliğe dayanmayan, insanların gözüne, gözüne sokulmadan yapılan bilinçli bir infak ahlâkıyla azaltılabilir. Aksi halde oruç; kibri, merhametsizliği, vicdansızlığı, ahlâksızlığı, insanı dönüştüremeyen, iftar ve sahur sofrasında yapılan israf ile nefsin, kibrin doyurulduğu, midelerin doldurulduğu, kendisine her türlü lüks yiyeceklerin fakirlere ise makarnanın, bulgurun layık görüldüğü zalim bir eyleme dönüşür.
Ekleme Tarihi: 17 Mart 2026 -Salı
Ahmet Berhan YILMAZ

MANEVİ KÖPRÜDEN SOSYAL UÇURUMA…

Şehri, insanları, sofraları, cami cemaatini, hayatın akışını olumlu yönde değiştirmesi gereken ramazan ayında akşam ezanı zenginin de, fakirin de evinden duyulur fakat birine zevk, haz ve yemekten, içmekten tatmin olmuş nefisler, diğerinin yüreğine acı ve midesine açlık dolu iki ayrı tecrübe bırakır.

Zenginler, makam sahipleri, siyasetçiler için oruç geçici bir mahrumiyet deneyimidir. Gün boyu süren açlık, akşamında ziyafetle sonlanacağını bilmenin verdiği güvenle yaşanır ve Ali Şeriati’nin "Senin orucun, yemek vakitlerini değiştirmekten ibarettir" sözünü doğrularcasına çeşit çeşit yemeklerle, tatlılarla, içeceklerle taçlanan sofraların heyecanı, iftar sofrasındaki zevkin ve hazzın beklentisiyle oruçlar tutulur.

Ramazan ayı ise amacından saparak gösterişli davetler, ilahiler, şarkılar, türküler eşliğinde israf içindeki zengin sofralarda, lüks mekânlarda bir araya gelinen sosyal etkinlik günleri haline gelmiştir. Bu durumda orucun özünde olması gereken tevazu ve açlık, yerini iftar sofrası için görkemli ziyafet hazırlıklarına bıraktığında, ibadet yerini sosyo-kültürel ritüele bırakır.

Fakirler için ise iftar sofrası; hayatında sürekli yaşadığı açlığın ve yoksulluğun devamı olan hüzünlü bir sofrada, çocuklarına mahcup, yüzü yerde ana, baba ve belki sadece çorbayla geçirilen bir zaman dilimi, oruç ise sadece gündüz açlığı değil, yılın geri kalanındaki darlığın da adıdır.

Fakir ve zengin sahur için aynı vakitte sofraya otururlar, ama sahur, zenginin evinde çeşit çeşit yiyeceklerle iftarda olduğu gibi nefsinin emrinde hazırlanmış bir sofrada geçirilen haz dolu bir zaman dilimi, fakirin evinde ise belki sadece bir bardak su ve kuru ekmek ile yarını düşünmenin ağır sessizliğidir.

İşte bu sebeplerle ve bu şekliyle, söylendiği gibi, Ramazan asla zenginlerin fakirleri anlama ayı olamaz. Belli saat aralığında aç kalmakla ve iftarda yiyeceğini bildiği çeşit çeşit yemeklerin, çeşit çeşit tatlıların ve içeceklerin hazzıyla zevke dönüşen oruçlar ile zenginlerin fakirleri anlayabilmesi mümkün değildir.

Aslında baktığınızda israf sofralarıyla, israf davetleriyle tok olanları daha tok, aç olanları ise daha aç hale getiren günümüz ramazanları sofrada, sokakta, okulda, hastanede somutlaşan sosyal adaletsizliği daha görünür kılar. İnsanları eşitler gibi görünen açlık ise eşitsizliği, adaletsizliği çok daha belirgin hâle getirir.

Çünkü zengin için orucun getirdiği açlık geçici ve zevkli bir mahrumiyet, fakir için ise hayatın sürekli acı veren ve değişmez gerçeğidir. Çünkü parası olana açlık zevk verir, olmayana ise acı.

Bu noktada İslam’ın paylaşım emri olan zekât, fitre, sadaka gibi toplumsal dengeyi kurma ve sosyal adaleti sağlama çağrısı devreye girer ama bilinmelidir ki zenginle fakir arasındaki uçurum fakirin onurunun korunduğu, gösterişe, reklama, çıkarcılığa, tarafgirliğe dayanmayan, insanların gözüne, gözüne sokulmadan yapılan bilinçli bir infak ahlâkıyla azaltılabilir.

Aksi halde oruç; kibri, merhametsizliği, vicdansızlığı, ahlâksızlığı, insanı dönüştüremeyen, iftar ve sahur sofrasında yapılan israf ile nefsin, kibrin doyurulduğu, midelerin doldurulduğu, kendisine her türlü lüks yiyeceklerin fakirlere ise makarnanın, bulgurun layık görüldüğü zalim bir eyleme dönüşür.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve gazetepasinler.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.