Haber Detayı
22 Eylül 2021 - Çarşamba 10:42
 
1048 PASİNLER MEYDAN MUHAREBESİ RUHUYLA BİR DURUM DEĞERLENDİRMESİ
1048 PASİNLER MEYDAN MUHAREBESİ RUHUYLA BİR DURUM DEĞERLENDİRMESİ
Kültür Haberi
1048 PASİNLER MEYDAN MUHAREBESİ RUHUYLA BİR DURUM DEĞERLENDİRMESİ

Aziz dostlar, şan ve şerefle dolu Tük tarihi içerisinde çok önemli savaşlardan birisi olan Pasinler Savaşı, 18 Eylül 1048 tarihinde Pasinler bölgesinde, büyük Selçuklu Devleti ve Bizans İmparatorluğu arasında yapılmıştır. Pasinler Savaşı tarihe geçmiş ilk meydan muharebelerinden birisi olarak tarihimizde Bizans’a karşı yapılan ilk meydan muharebesidir. Bu gün olduğu gibi bu meydan muharebesinde Ermeniler diğer yandaşlarıyla beraber Bizans ordusunu desteklemişlerdir. Bu meydan savaşının kazananı Büyük Selçuklu Devleti olmuştur.

 

Pasinler Savaşının önemi, Türklerin Bizans İmparatorluğuna karşı girdiği ilk savaş olması ve Doğu Anadolu’dan başlayarak tüm Anadolu’yu denetim altına almaya başlamış olmasıdır. Savaştan zaferle çıkan Büyük Selçuklu Devleti Bizans ile yapılan anlaşmada; İstanbul’da bulunan camiyi tamir ettirecekler, Abbasi Halifesi ve Tuğrul Bey adına hutbe okutacaklardır. Bu savaşla Anadolu’nun kapıları Türklere açılmaya başlamıştır. Malazgirt Meydan muharebesi ile Anadolu’ya fiili olarak ayak basılması için tanzim edilen yol haritaları ve stratejilerin Pasinler savaşında edinilen kazanımlarla ilgili olduğunu düşünüyorum. Büyük Selçuklu Devlet i bu savaşla gücüne güç katmış, Anadolu coğrafyasına nüfuz edebilmek için özgüven ve cesaret kazanmıştır.

 

1048 Pasinler Meydan Muharebesiyle Anadolu’daki Türk-İslâm varlığını Haçlıları çılgına çevirip Malazgirt'e yol tutarak, Anadolu'nun kapılarını üstüne basa basa söylüyorum; büyük Türk Milletine açan muhteşem iradenin, 21. yüzyılda güzel Hasankalemizde o günün tarihsel bilinç ve şuurundan hareketle geride bıraktığına inandığım izleri, o zamandan bu zamana yeni nesillerin o bağlamda Kızıl Elma ve İlayıKelimetullah motifli hedeflerini ve Teyo Pehlivan misali hayallerini, Nefi misali haksızlık karşısında boynu gitse bile susmayan dilini,   

 

“Öz canımdan çok sevdiğim Erzurum (Hasankale-Pasinler)
Çaresiz dişimi sıktım gidirem
Gafillerden darbe yedi gururum
Kaderime boyun büktüm gidirem

Selam olsun ecdâd ile ebâya
Abdurrahman Gazi, Habip Baba'ya
Tuz ektiler çalıştığım çabaya
Emeğimi suya kattım gidirem

Kırılmış sazımı astım tavana
Çevirdim yönümü döndüm divâna
Gurbet kelepçedir yurdu sevene
Bilerek koluma taktım gidirem

Palandökenlerin sisli dumanı
Engininde bulamadım gümanı
Ezanlar okundu seher zamanı
Üç kez geri döndüm baktım gidirem

Benim canım feda bin cana
Bin can az gelirse ikibin cana
Kırk sene gözyaşı döktüm fincana
Kattım Karasu'ya aktım gidirem

Yel devirsin sebeplerin kökünü
Sırtıma verdiler sitem yükünü
Kırk senedir beklediğim ekini
Harmana dökmeden yaktım gidirem

Alnımız apaçık yüzüm karasız
Buna rağmen bırakmadılar yarasız
Tambura köyünden Emrah çaresiz
Ben de Erzurum'dan çektim gidirem

Reyhani'yim derdim gamım dinmedi
İftira darbesi cana sinmedi
Zeynel, Horasan'a gitti dönmedi
Bu da benim karabahtımgidirem” 

 

demeyen ve halkın göremeyen gözü, duymayan kulağı, konuşamayan dili olan halk ozanlarının can suyu verdiği, deli Osman’ın Sokrates misali yaşam tarzı ve söylemlerinin olduğu, hülasa geçmişini; anası ve babası Ruslar tarafından çocukken gözü önünde boğazlanarak şehit edilen deli Yusuf’un tırnağına bakarak görebildiği gibi unutmayan ve geçmişten ders alabilen insanların yaşadığı,  “komşusu aç iken tok yatan bizden değildir” diyen şanlı Peygamberimizin Kuran-i hayat temelinde felsefesini, mazlum ve çaresizlerin ırzına, malına ve canına kast ederek tiritlenen ve aidiyetleri 1048 Pasinler Meydan Muharebesinde karşımızda saf tutan Türk-İslâm düşmanı haçlılara olan arsız, hırsız, tefeci zibidilerin yaşamak için nefes bulamadığı  birHasankale’yi eşyanın tabiatına uygun olarak görmek isterdim. Çünkü böyle bir Hasankale, evlatlarımıza bırakabileceğimiz en muhteşem miras olacaktır. Eğer böyle  bir miras var diyorsanız yaşatmak, değilse yeniden inşa etmek zorundayız. İçerisinde yaşadığımız 21. yüzyılda; kimsesizlerin kimsesi olmayan, veya olamayan güçlülerden bahsediliyorsa, şu kuraklık döneminde tarlasına toprak suyu veremeyenler varken, sahip olduğu her ne türlü olursa olsun güce dayanarak kendi tarlasını 5-10 defa sulayan zorba zalimler varsa, Mareşal Fevzi ÇAKMAK’ın; “birtakım tarikatlar ve kripto cemaatler Siyonist Haçlı ittifakının ileri karakollarıdır” ifadesine rağmen hala bu tür DNA’ sı bozulmuş yapıları 1048 ruhuna ve Türk Milletine ihanet olarak organize edip yaşatmak isteyenler ortalıkta boy gösteriyorsa, burada çok önemli bir sorun var demektir. Kısacası 1048 de olduğu gibi o amansız meydan muharebesi devam etmektedir. Gerçekten de saflar netleşmeye başlamıştır. Devlet erki en uygun zamanda ve en uygun yöntemlerle gereğini mutlaka yapacaktır.

 

 

Ancak ifade etmek isterim ki, var olan yaşantı, tecrübe ve deneyimlerden yola çıkarak o irade ve "Devlet Ebed Müddet" temelli ve "İlayıKelimetullah" sevdalı irade daha canlı ve istendik bir geleceği kuşatacak misyon ve vizyona dönüşememiştir. Bu değerlendirmeleri yaparken, iyi bilinmelidir ki maksat; ar, edep ve namusuyla yaşayan, ezelden ebede vatan, bayrak, iman, ezan ve devlet kaygısı olup büyük Türk-İslâm Milletinin mensubu olmaktan gurur duyan civanmertler değildir. Sadece uzun yıllara dayanan ve kronikleşmiş sosyal, kültürel, psikolojik ve ekonomik sorunlara tarafsız bir bakış açısıyla parmak basmak ve eğer anlamlı bulurlarsa yetki ve irade sahiplerine bir pencere açabilmektir. Şüphesiz ki yığılan sorunların kaynağı geçmişten günümüze kadar gelen hayati hata ve sorunlara dayanmaktadır ve İnşallah an adına cari olan irade ve otorite sahipleri alacakları radikal önlemlerle bu sorunları kaynağında çözeceklerdir. Bunu yolu ve yöntemi elbette ki vardır.

 

 

Hiçbir zaman kula kulluk etmeyen Nefi'ler, İbrahim hakkılar, Alvarlı Efeler, Hacı Salih Efendiler, Hasan Dedeler, Ali Babalar gibi isimlerini sayamadığım öncü değerler yetiştirilememiştir. Güzel Hasankalemiz onlardan kalan sosyal sermaye ile hiç şüphe yok ki bu günlere gelebilmiştir. Elbette ki, bu sorun sadece yerel yönetimlerle ve sadece kamu hizmeti yürüten kurum ve kuruluşlarla izah edilemez. Hasankale'nin suyunu içip ekmeğini yiyerek ve havasını soluyarak yetişen entelektüel kesimin de sorumlulukları olmuştur ve olmaya da devam etmektedir. Hasankale’nin tüm sosyal, psikolojik ve kültürel sorun alanlarıyla ilgili olarak yetiştirdiği entelektüel kesim ne yazık ki, irade sahibi olup idare edenlere bu konularda en basitinden danışmanlık yapamamışlardır. Doğru söylemek gerekirse herhalde 1048’deki meydan muharebesindeki gibi karşı taraftan olduklarını düşündüğümkaranlık birilerinin kurdukları tezgâhlarda ürettikleri çıkar ve menfaat temelli çirkef oyunları kaygılardan dolayı hep bu tür taleplerin önü kesilmiştir.

 

 

Halbuki Ülkemizin her tarafındaki kamu ve özel sektörde, eğitim kurumlarımızda ve üniversitelerimizde  Hasankale’nin suyunu içmiş, havasını solumuş ve ekmeğini yemiş alanlarında dünya çapında profesyonel düzeyde uzmanlaşmış çalışan ve hocalarımız bulunmaktadır. Özellikle sağlık, ziraat, eğitim, tarih, iktisat, şehirleşme, toplumsal kalkınma gibi öncelikli alanlarda oldukça donanımlı ve kendilerini kanıtlamış uluslararası hocalarımız vardır. Bu insanların bana göre makam, mevki ve her hangi bir maddi beklentilerinin de olacağını sanmıyorum. Sadece ahde vefa borçlarını fikir ve projeleriyle ödemek isterler. Bu da insani bir özelliktir. Üretilecek projeler ve yapılan önerilerin geleceğe dönük olarak herkesi memnun edecek ve kendilerine daha fazla katma değer olarak geri dönecek öneri ve çalışmalar olmalıdır ve olacaktır. Hiç kimsenin yasal mevzuatlara uygun olarak hür iradesiyle yaptığı işlerden dolayı eleştirilmesi söz konusu değildir. Elbette ki eğer yapılması gereken bir şey varsa, muhakkak o güzel insanlarla birlikte ve kesinlikle isteyerek ve gönüllü olarak yapılmalıdır. Daha iyi ve daha fazla kazanç sağlayacak imkân ve fırsatlar sağlanarak var olan ve olası sorunlar çözülebilir. Bu manada Hasankale küreselleşen dünyamızda potansiyeli olan bir yerleşim birimidir. Sayın Belediye Başkanı, kesinlikle parti farkı gözetmeden, sadece Hasankale ve Hasankaleliyi düşünerek hiç kimseyi dışlamadan bu birlikteliği oluşturabilir ve gerçekten maziden atiye tarih bilinci ve şuuruyla bir silkinip ayağa kalkma süreci başlatabilir. 1048 Pasinler Meydan Muharebesinde ve tüm devlet ebed müddet mücadelesinde can veren şehitlerimizi rahmet, minnet ve şükranla anıyorum.

 

Selam ve sevgilerimle.

Kaynak: (İHA) - İhlas Haber Ajansı Editör: Gazete Pasinler
Etiketler: 1048, PASİNLER, MEYDAN, MUHAREBESİ, RUHUYLA, BİR, DURUM, DEĞERLENDİRMESİ,
Yorumlar
Haber Yazılımı